Bricks ülkelerinde finansal gelişme ve enerji tüketim ilişkisi

Gelişmekte olan ekonomilerde enerji tüketiminin belirleyicilerini anlamak çeşitli sebeplerle önemlidir. Çünkü neredeyse tüm mal ve hizmetleri üretmek için enerji kullanılmaktadır. Bu nedenle hızlı ekonomik büyümeyle birlikte enerji talebi de artmaktadır (Sador- sky, 2010). Ülkelerin gelişmesi, ekonomik yapısı, teknolojik gelişmesi ve eğitim yapısı gibi göstergeler ülkelere yatırım yapılmasını belirleyen unsurlar arasındadır. Yabancı yatırımlar ekonomilerin büyümesinde önemli bir faktördür. Kalkınma üzerinde etkili olan doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), ülkelerde yenilikçi projelerin ortaya çıkmasına, üretimin artmasına ve ekonomik büyümenin hızlanmasına katkı sağlamaktadır. (Jiang vd., 2018). Finansal kaynakların etkin bir şekilde tahsis edilmesini sağlayan finansal sektör reformları nedeniyle ekonomik büyüme hızla gelişme göstermektedir. Finansal sektörün gelişmesi, bankacılık sektörü faaliyetlerindeki artışlar, borsa faaliyetleri ve tahvil piyasası faaliyetleri gibi finansal faaliyetlerdeki gelişmelere işaret etmektedir. Özellikle enerji sektöründe yapılan yeni finansal sistemler ve modeller, ekonominin tüm sektörlerinde teknolojik gelişmeleri ve yenilikleri teşvik etmektedir (Pradhan vd., 2018).

Finansal gelişme bir ülkede artan doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), bankacılık sektöründeki artışlar ve borsa hareketliliğindeki artışlar gibi mali faaliyetlere izin veren bir teşvik etme kararıdır. Finansal gelişme ülkeler açısından önemlidir. Çünkü bir ülkenin finansal sistem verimliliğini artırarak ekonomik aktivitesini ve enerji tüketimini etkileyebilmektedir (Sadorsky, 2011). Finans kurumları ve sermaye piyasaları yenilenebilir enerji sektörüne sermaye sağ- layıp borç vermektedir. Yani iyi bir finansal gelişme düşük finansman maliyetleriyle çevre dostu olan projelere kredi sunmaktadır. Ayrıca sağlanacak DYY enerji kullanımını azaltmaya yardımcı olabilecek firmalar tarafından teknolojik gelişmelere ortam hazırlayabilmektedir. Kısaca finansal gelişme enerji tüketimini artırıcı yönde sermaye verirken enerji tüketimini azaltıcı projeler sunmaktadır. Bu nedenle finansal gelişme ve enerji tüketimi arasında ilişki hakkında belirsizlik bulunmaktadır (Chang, 2015). Sadorsky 2011), finansal gelişmenin enerji tüketimini etki kanalı olarak adlandırdığı üç yolla nasıl etkileyebileceğini teorik olarak açıklamıştır. Bu yollar doğrudan etki, ticari etki ve servet etkisidir. Doğrudan etki finansal sistemde yaşanan gelişmelerle tüketicilerin enerji kullanan dayanıklı tüketim mallarını satın almak için kolay ve ucuz kredi bulmasıdır. Ticari etki işletmelerin finansal kaynaklara daha az maliyetle sahip olmasıdır. Bunlar iş potansiyellerinin genişlemesine ve enerji talebinin artmasına neden olmaktadır. Servet etkisi ise artan hisse senedi piyasalarındaki faaliyetlerle tüketici ve işletmelerin güvenini etkilemektedir. Artan ekonomik güvenle birlikte ekonomi genişlemekte böylece enerji tüketimi de artmaktadır (Sadorsky, (2011); Çoban ve Topcu, 2013)

2001 yılında, Goldman Sachs’ın baş ekonomisti Jim O’Neill hızlı bir ekonomik büyümeyi işaret eden; ekonomik büyüme, kişi başına düşen gelir, arazi alanı ve nüfus gibi faktörleri içeren gelişmekte olan ülkeler kategorisini belirlemiştir. Bu faktörlerle Brezilya, Hindistan, Rusya, Çin ve 2010 yılında gruba dâhil olan Güney Afrika’yı tanımlamıştır (Azevedo, 2018). Son yıllarda BRICS ülkeleri hızlı ekonomik büyümeleri ile gelişmekte olan ülkeler arasında benzersiz bir profile sahip olmaktadır. Fakat bu ülkeler çevre sorunları, sağlık sorunları, hızlı nüfus artışı gibi birçok sorunla karşı karşıyadır (Zaman vd.,2016). BRICS ülkeleri dünyada sadece ekonomik kalkınmalarıyla değil aynı zamanda enerji tüketimleri bakımından da dikkate değerdir (Song vd., 2013). Şekil 1’de genel görünüm açısından BRICS ülke grubu içerisinde yer alan ülkelerin kişi başına enerji tüketimleri gösterilmektedir.

BRICS ülke grubunun gelişmekte olan ekonomiler arasında olmasından, artan enerji taleplerinden ve büyüme eğilimlerinden dolayı finansal gelişmenin bu ülke grubunda önemli bir değişken olduğu düşünülmektedir.


Bu nedenle çalışma BRICS ülkelerinde finansal gelişmenin enerji tüketimi ve gayrisafi yurtiçi hâsıla (GSYİH) ile bir bağlantısının olup olmadığını açıklama amacındadır. Çalışma Panel Vektör Otoregresif (VAR) modelini ve nedensellik yöntemini kullanarak BRICS ülkelerinde 1995-2014 yıl aralığında finansal gelişme ve enerji tüketim ilişkisini incelemektedir.

Bu çalışma şu şekilde düzenlenmiştir: Bölüm 2’de literatür taraması sunulmaktadır. Bölüm 3’te analizde kullanılan değişkenler tanımlanmakta, kullanılan ekonomik yöntemler açıklanmakta ve yapılan analiz sonucu elde edilen bulgular değerlendirilmektedir. Bölüm 4’te ise sonuçlar ve politika önerileri sunulmaktadır.

2. LİTERATÜR İNCELEMESİ

Enerji literatüründe gelişmekte olan ülke ekonomilerinde finansal gelişme ve enerji tüketimi arasındaki ilişki hakkında çok az şey bulunmaktadır. Bu gelişmekte olan ekonomilerin refahıyla birlikte gelişebilecek bir konudur. Ayrıca finansal gelişmenin rolünün anlaşılması çok önemlidir. Çünkü bir ülkenin finansal sisteminin ekonomik verimliliğini artırarak, DYY girişlerini sağlayarak bankacılık ve hisse senedi piyasasını desteklemesine izin vermekte böylece ekonomik etkinlik ve enerji talebini etkileyebilmektedir (Mahalik vd., 2017). Son yıllarda çok sayıda enerji tüketimi, ekonomik büyüme, finansal gelişme ve DYY arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmaların arttığı görülmektedir (Al-Mulali ve Che Sab (2012), Zakarya vd. (2015), Sinha ve Sen (2016), Wang vd. (2018)). Enerji literatüründe BRICS ülkeleri için genellikle karbon emisyonları üzerine yapılmış çeşitli çalışmalar yer almaktadır. Bu nedenle BRICS ülkelerinin çarpıcı ekonomik gelişimi ve artan enerji talepleri bir takım çevre sorunları, özellikle de karbon dioksit (CO2) emisyonlarını da beraberinde getirmiştir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde, hızla artan ekonomik düzeye ve CO2 emisyonlarına ek olarak, dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve en büyük küresel CO2 emisyonu yayıcısı Çin’i içeren BRICS ülkeleri hem dünya ekonomik kalkınması hem de küresel sera etkisi üzerinde büyük etkiye sahiptir. Bu nedenle büyük ve gelişmekte olan ekonomiler olarak, BRICS ülkeleri küresel sera etkisini azaltmak için önlemler almalıdır (Dong vd., 2017). Kısacası CO2 emisyonu küresel ısınma, deniz seviyelerinin yükselmesi ve değişen hava olayları gibi çevreyi olumsuz etkileyecek sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenle ülkelerde emisyonu azaltıcı ve enerji tasarrufu sağlayacak çalışmalara olan ilgi giderek hız kazanmaktadır. Pao ve Tsai (2011), BRICS ülkelerinde (Rusya hariç) emisyonlar ile DYY arasında karşılıklı bir ilişkinin olduğunu ve ülkelere çekilen yabancı yatırımcıların çevre korumayı teşvik eden yatırımlar yapması gerektiği vurgulanmıştır. Dong vd., (2017), BRICS ekonomilerinde çevresel Kuznet eğrisi çerçevesinde kişi başı karbon emisyonu, Gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH), doğal gaz ve yenilenebilir enerji tüketimi arasındaki ilişki incelenmiştir. Artan doğal gaz ve yenilenebilir enerji tüketiminin karbon emisyonlarını düşürdüğü, bu nedenle politika yapıcıların bu sektörleri destekleyecek politikalar geliştirmesi gerektiği önerilmiştir. Inglesi-Lotz (2018), Güney Afrika’nın karbon emisyonlarındaki değişikliklerin, BRICS ülke- lerindeki ulusal düzeydeki değişimini etkileyen faktörleri araştırmak için yapılmıştır. Tüm ülkelerde enerji yoğunluğu azaldıkça emsiyonların yükselmeye devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Azevedo vd. (2018), 1980-2011 dönemlerinde BRICS ülkelerinde artan ekonomik etkinliklerle birlikte çevresel sorunların ortaya çıkabileceğine ulaşılmıştır.

Aşağıdaki tabloda finansal gelişme ve enerji tüketimi arasındaki ilişkiyi incelemek için son dönemde yapılmış bazı çalışmalar yer almaktadır.

3. VERİ SETİ, METODOLOJİ VE BULGULAR

Çalışmada veri seti 1995-2014 yıl aralığında BRICS ülke ekonomileri için oluşturulmuştur. Bu çalışmada bankacılık sektörü finansal gelişmesi için mevduat bankaları varlıkları (%GSYİH) (dbgdp), özel sektörün mevduat bankaları ve diğer finansal kurumlardan temin ettiği krediler (%GSYİH) (pcdmbofigd), finansal sistem mevduatları (%GSYİH) (fs- dgdp), likit yükümlülükler (%GSYİH) (llgdp) değişkenleri ve hisse senedi piyasası finansal gelişmesi için hisse senedi piyasasının işlem hacmi (%GSYİH) (smtvtraded), hisse senedi piyasası işlem görme oranı (%GSYİH) (smturnover) ve hisse senedi piyasası kapitalizasyonu (%GSYİH) (smcap) değişkenleri kullanılmıştır. Finansal gelişme için kullanılan tüm veriler Dünya Bankası Finansal Gelişme ve Yapılandırma Veritabanından alınmıştır. Ayrıca kişi başına düşen enerji tüketimi kg petrol eşdeğeri (euoepc) olarak ölçülmüş ve Dünya Bankası veritabanından elde edilmiştir.

Çalışmadaki tüm değişkenlerin logaritmik değerleri kullanılmıştır.

Finansal gelişme göstergeleri için ayrı ayrı modeller kurmak yerine tek bir değişken oluşturmak daha anlamlı sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır. Bu nedenle çalışmada gruplandırılmış olan hisse senedi piyasası ve bankacılık değişkenleri “Temel Bileşenler Analizi (PCA)” yöntemiyle iki ayrı değişkene indirgenmiştir. PCA yöntemi, veri setinde var olan varyasyonun mümkün olduğunca korunmasını sağlarken, çok sayıda birbiriyle ilişkili değişkenden oluşan bir veri setinin boyutsallığını azaltmak amacındadır (Jolliffe, 2002). PCA yöntemiyle hisse senedi piyasası ve bankacılık sektörü değişkenleri için oluşturduğumuz yeni değişkenimiz sırasıyla stock ve bank değişkenleridir.

Çalışmada serilerin durağanlık analizi için panel veri literatüründe sıklıkla kullanılan birim kök testlerinden Levin, Lin ve Chu (2002) (LLC) testi kullanılmıştır. Levin, Lin ve Chu (2002) “seri birim kök içerir” boş hipotezine karşı “seri birim kök içermez” alternatif hipotezini sınamaktadır. Bu testin matematiksel olarak gösterimi aşağıdaki gibidir (Levin vd., 2002):

Tablo 2’de çalışmada yer alan tüm değişkenler için yapılmış panel birim kök testi sonuçları gösterilmektedir. Panel birim kök test sonuçları LLC testinde tüm değişkenler “seri birim kök içerir” boş hipotezinin reddedilemeyeceğini ifade etmektedir. Tüm değişkenlerin birinci farkları alındıktan sonra boş hipotezin reddedilebileceği yani serilerin durağan hale gelebileceği gösterilmiştir. Sonuçta LLC birim kök testi sonucu elde edilen sonuçlara göre tüm değişkenlerimizin sabitli ve sabit+trendli olarak farkında durağan olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Seriler durağan hale getirildikten sonra gecikme uzunluğu belirlenmiştir. Gecikme uzunluğunun belirlenmesi için BIC, AIC ve QIC ölçütleri kullanılmıştır. Tablo 3’te gecikme uzunluğunun belirlenmesinde kullanılan test sonuçları gösterilmektedir. Bu test ile istatistiklerin elde edildiği maksimum gecikme sayısı belirlenmektedir.

Çalışmada ekonometrik yöntem olarak Panel VAR testi kullanılmıştır. Panel VAR yöntemi, Geleneksel VAR yönteminin panel veri setine uygulanmış halidir. Panel VAR modellerinde, tüm değişkenler hem dinamik hem de statik anlamda endojen ve birbirine bağlı olarak kabul edilir, ancak bazı durumlarda eksojen değişkenler de dâhil edilebilmektedir (Canova ve Cic- carelli, 2013). Ayrıca çalışmada nedensellik analizi için Wald testi kullanılmıştır. Panel VAR modeli ilk olarak Sims (1980) zaman serisi VAR modeline dayandırılarak Holtz-Eakin (1988) tarafından önerilmiştir. Bu modelin yaygın olarak kullanımını sağlayan diğer bir özelliği de zaman serisi modeliyle karşılaştırıldığında, VAR modeli, heterojenlik kaynaklarını daha iyi anlamamıza yardımcı olan kesitsel dinamik heterojeniteyi de dikkate almaktadır. Panel VAR modelinin gösterimi şöyledir (Ouyang ve Li, 2018):

Burada bağımlı değişkeni, tahmin edilecek katsayı vektörünü, hata terimini göstermektedir. Panel VAR testine göre stock ve bank olarak oluşturulan yeni değişkenlere göre analizin sonuçları Tablo 4 ve Tablo 5’te gösterilmektedir.

Tablo 4’te BRICS ülke ekonomilerinde belirlenen yıl aralığında hisse senedi piyasası için oluşturulan stock değişkeninin enerji tüketimi ve GSYİH’yı etkilemediği görülmektedir. Bu bulgulara göre hem Panel VAR yaklaşımından elde edilen sonuçlar hem de nedensellik sonuçlarının birbirini desteklediği görülmektedir. Panel VAR sonuçları değişkenler arasındaki ilişkinin yönü hakkında da bilgi vermektedir. Sonuçlardan görüldüğü üzere stock değişkeni ile enerji tüketimi ve GSYİH değişkeni arasında negatif ilişki bulunmaktadır. Buna göre hisse senedi piyasasındaki bir gelişme değişkenleri etkilememektedir.

Tablo 5’te bankacılık sektörü için oluşturulan bank değişkeni ile GSYİH’nın %5 anlamlılık düzeyinde anlamlı olduğu fakat katsayı tahmininde bank ve GSYİH arasında negatif ilişki olduğu görülmektedir. Enerji tüketimi ile bank değişkeni arasında ise ilişki bulunmamaktadır.

Granger (1969), iki değişken arasındaki nedensellik ilişkisinin yönünü açıklamak için yapılmıştır. Eğer ikiden fazla değişken olursa blok Granger nedensellik testi ya da blok dışsallık testi yani Wald testi kullanılmaktadır. Bu test gecikmeli bir değişkenin diğer değişkenle nedensel ilişkisini incelemektedir. Granger nedensellik testi aşağıdaki şekilde gösterilmektedir:

Burada m gecikme uzunluğunu ve hata terimlerini ifade etmektedir. Ayrıca hata terimlerinin birbirinden bağımsız olduğu (white noise) varsayılmaktadır. Bu yaklaşım Wald testi ile tahmin edilmektedir. Granger nedensellik-Wald testi sonuçları Tablo 6 ve tablo 7’de gösterilmektedir.

Finansal gelişme göstergelerinden seçilen hisse senedi piyasası için PCA yöntemiyle oluşturulan stock değişkeni için %5 anlamlılık düzeyinde nedensellik sonuçlarına göre enerji tüketimi ve GSYİH’dan stock değişkenine doğru (euoepc stock) tek yönlü ve GS- YİH’dan stock değişkenine doğru (gdp stock) çift yönlü nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Ayrıca enerji tüketimi ve GSYİH arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi (euoepc Ø gdp) bulunamamıştır.

Tablo7’de Granger nedensellik testine göre bankacılık sektörü için PCA yöntemiyle oluşturulan bank değişkeninin analiz sonuçlarında bank değişkeni ile enerji tüketimi ve GSYİH arasında çift yönlü (bank euoepc ve bank gdp) nedensellik olduğu görülmektedir. Enerji tüketimi ve GSYİH arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi (euoepc Ø gdp) bulunamamıştır.

Ekonometrik modelin durağan olması katsayı matrisinin öz değerlerine bağlıdır. Değişkenlerin çemberin içinde olması serilerin durağan olduğunu, öz değerlerden bir tanesinin çember dışında yer alması sistemin durağan olmayacağını göstermektedir. Grafik 1’de stock ve bank değişkenlerinin öz değer durağanlık durum grafikleri gösterilmektedir. Çalışmadaki tüm öz değerler çemberin içinde yer almakta ve Panel VAR durağanlık durumunu karşılamaktadır.

Etki-tepki fonksiyonları, değişkenlerden bir tanesinde meydana gelecek bir şokun, diğer değişkenlerin değerlerinde ortaya çıkardığı etkileri göstermektedir. Panel VAR analizinin sağlıklı yorumlanmasını sağlanmakta ve etkili bulunan değişken politika aracı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca değişkenlerde ortaya çıkan standart sapmalı bir şok sadece bir değişkende meydana gelebilir ya da bir değişkende yaşanan şok başka bir değişkende ortaya çıkan bir şoka eşlik edebilir (Barışık ve Kesikoğlu, 2005). Bir değişkende ortaya çıkan bir şok karşısında diğer değişkenlerde ortaya çıkan tepkiler Grafik 2’de gösterilmektedir. Dikeyleştirilmiş (Orthogonalized) Etki-tepki fonksiyonlarının gösterildiği Grafik 2’de stock ve bank değişkenlerinde yaşanacak standart sapmalı bir şokun enerji tüketimi ve GSYİH üzerindeki etkisinin pozitif yönde arttığı ve daha sonraki dönemlerde sabit bir düzeyde kaldığı görülmektedir.

4. SONUÇ VE POLİTİKA ÖNERİLERİ

Çalışma BRICS ülke ekonomileri için 1995-2014 yıl aralığında finansal gelişme ve enerji tüketim ilişkisini panel VAR yaklaşımı ile incelemiştir. Finansal gelişme göstergelerinden; hisse senedi piyasası ve bankacılık sektörü PCA yöntemi kullanılarak iki değişken ile ölçülmüştür. Bu ayrım enerji tüketiminin finansal gelişme göstergelerine göre değişip değişmeyeceği hakkında bilgi vermektedir. Panel VAR sonuçlarına göre ele alınan dönemde enerji tüketiminden stok değişkenine doğru tek yönlü nedensellik olması, BRICS ülkelerinde hisse senedi piyasalarında yaşanacak bir gelişmenin enerji tüketimini artırmadığıdır. Yani enerji tüketiminde yaşanacak bir artış hisse senedi piyasalarında gelişmeye yol açabilmektedir. Bankacılık sektörü değişkeninin enerji tüketimi ve GSYİH arasında çift yönlü ilişki bulunması, bu değişkenlerinin karşılıklı olarak birbirini etkilemesidir. Granger nedensellik testi sonuçlarındaki en önemli bulgu enerji tüketiminin BRICS ülke grubunda ekonomik ve finansal gelişmeyi etkilediğidir. Enerji tüketimi BRICS ülke ekonomilerinde finans piyasalarının gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Bu ne- denle enerji sektörünün verimli hale getirilmesi, gelişen bir finans sektörü oluşmasına neden olabilir. BRICS ülke hükümetleri finans piyasalarını enerji sektörüne mali destek sağlayan yeni projeler hazırlatmalı ve finans sektörünün enerji sektörünü geliştirmesi için teşviklerde bulunmalıdır.

Elde edilen sonuçlara göre finansal gelişme ve enerji tüketimi arasında olumlu bir ilişki olduğu görülmüştür. BRICS ülke ekonomilerinde finansal araçların gelişmesi, ekonomik büyümeyi olumlu etkilediği ve bunun enerji tüketimini de artırdığı söylenebilmektedir. Ülkelerin artan üretim ve tüketimle birlikte katlanılacak maliyetleri karşılaması için sürdürülebilir bir finansal sisteme sahip olması gerekmektedir. Buna göre finansal gelişmenin gelişmekte olan BRICS ülkelerinde enerji tüketimini artırdığı, gelecek dönemlerde bu ülke ekonomilerinde enerji talebinin artacağı düşünülebilir. Bununla birlikte artan enerji talebinin çevresel etkileri de göz önünde bulundurulmalı ve fosil yakıtların kullanımını azaltmak için hükümetler politika önerileri hazırlamalıdır.
 

Yazarlar:  Prof. Dr. Alper ASLAN, Tuba HANİFİ

Kaynak:   Bilimevi İktisat Dergisi (4. Sayı)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner16

banner15

banner21