Türkiye’de iç ve dış borçlanmanın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: ARDL sınır testi

Gelişmekte olan ülkeler, ekonomideki üretken sektörlerin gelişmesi ve ilerlemesi için gerekli olan finansman kaynaklarını temin etme arayışı içerisindedir. Bu finansman kaynaklarından biri olan borçlanma, birçok ülkenin başvurduğu finansman aracıdır. Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllardan itibaren borçlanmaya yoğun olarak başvurulmuştur. Dolayısıyla bu denli önemli bir finansman ve politika aracına gerek kamu gerekse özel sektörde artan eğilimin ekonomiye olumlu veya olumsuz bir takım yansımaları kaçınılmaz olacaktır. Nitekim Türkiye ve çoğu ülkenin öncelikli makroekonomik hedeflerinden biri olan ekonomik büyümenin birçok makroekonomik belirleyicisi olduğu gibi, bunlar içerisindeki en önemli etkenlerden biri iç ve dış borçlanmadır.

En genel anlamıyla iç borçlar yurt içi kaynakların ülke içerisinde el değiştirmesi olarak ifade edilebilirken, dış borçlanma yurt içindeki kişi veya kuruluşların, yurt dışındaki kişi veya kurumlardan kredi sağlamasıdır. İç borçlanma ile esas amaç ekonomideki toplam tasarrufları artırma ve bu tasarrufları yatırıma dönüştürmektir. Az gelişmiş ülkelerde yeterli düzeyde sermaye birikimi olmaması nedeniyle bu borçlanma türü sınırlı düzeyde kalmaktadır. Dolayısıyla ülkenin iç borçlanma düzeyi, ekonominin tasarruf yapısıyla ilişkilendirilebilmektedir (Türk, 2013: 298). Borçlu ülkeyi borç veren ülkeye bağlayan bir finansal yükümlülük olan dış borç ise yurt içi tasarrufların ve böylece iç borçlanmanın sınırlı düzeyde kalmasının da bir sonucu olarak özellikle gelişmekte olan ülkelerde daha yoğun başvurulan bir finansman kaynağıdır. Her iki borçlanma türünün ekonomiye olan yansımaları çeşitli teoriler geliştirilerek açıklanmaya çalışılmıştır. Bu teoriler geleneksel teori ve Ricardocu denklik teorisi olmak üzere genel olarak iki grupta toplanabilir.

Geleneksel teoride hükümetin vergi indirimine gitmesi ekonomide farklı etkilere neden olmaktadır. Vergi indirimleri hem kısa hem de uzun dönemde tüketim harcamalarını ve böylece mal ve hizmet talebini artıracaktır. Bu durumda marjinal tasarruf eğilimi marjinal tüketim eğiliminden daha düşük olacaktır. Bireysel tasarruflardaki bu azalış, ülke düzeyinde de bir azalışa yol açacak ve böyle bir ortamda yükselen reel faiz yabancı yatırımcıyı yurt içine çekerken, ülke içinde özel yatırımcılara bir dışlama etkisi yaparak sonuçta uzun dönemde bir ekonomik büyüme ve refah gerilemesi yaşanacaktır. Ricardocu denklik teorisi ise tüketicilerin rasyonel olduğunu savunulur ve bu teori, bir vergi indirimi politikasının geleneksel teorinin tersi bir etki ortaya çıkaracağını ifade eder. Buna göre devletin vergi indirimi veya kamu harcaması artışına gitmesi ve borçlanma ile finansman sağlaması, bireylerin tüketim harcamalarını artırmak yerine tasarruflarını artırmasına neden olmaktadır. Böylece borçlanma ile finansmanın ekonomiye etkisi nötr olacaktır (Lashari vd., 2017). Her iki teoriye göre bir vergi indirimi veya kamu harcaması artışı nedeniyle finansman kaynağı olarak borçlanmaya başvurulması sonucu tasarruflar kanalıyla ekonomik büyüme üzerinde ortaya çıkabilecek dolaylı ancak önemli etkiler söz konusudur. Öte yandan borcun ve özellikle dış borçların kullanım şekli ekonomik büyümeyi olumlu ya da olumsuz etkileyen bir başka faktör olarak görülmektedir. Nitekim borçların verimli alanlarda kullanılarak kalkınmanın finansmanına aracılık etmesi uzun vadede ekonomik büyümeye olumlu katkılar sağlarken, tüketime yönelik kullanılan borçların ileride daha büyük borçları da beraberinde getirerek ekonomik dengede olumsuz etkiler meydana getirilebileceği görüşü genel kabul görmüştür.

Bu çalışmada borçlanmanın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi Türkiye’nin 1992:2- 2018:1 dönemi verileri kullanılarak analiz edilmiştir. Ele alınan dönem, borçlanma ile finansman eğiliminin yoğun olarak başladığı bir dönem olan 1990’lı yıllar ile daha yakın geçmişte yurt içi tasarruf ve böylece iç borçlanma eğiliminin arttığı 2010 yılı sonrasını kapsaması bakımından önem taşımaktadır. Borçlanma ile ekonomik büyüme arasında ilişki, iç borç ve dış borç ayrımı yapılarak her iki borçlanma türünün ekonomik büyümeye ne gibi etkilerde bulunduğu kapsamında incelenmiştir. Böylece Türkiye’de bu borçlanma türlerinden hangisinin daha etkin bir finansman aracı olduğu tespit edilmeye çalışmıştır. Bu çerçevede çalışma ile literatüre sağlanan katkı, mevcut literatürde iç ve dış borçların ayrı birer ekonomik büyüme etkeni olarak ele alındığı sınırlı düzeyde uygulamalı çalışma olması nedeniyle bu eksikliğin doldurulmaya çalışılmasıdır. Buna ek olarak Türkiye için elde edilen bulgular ile mevcut duruma ilişkin bir fikir elde edilirken, bulgulardan yola çıkarak yapılan politika çıkarımları konu ile alakalı geleceğe yönelik yeni bir bakış açısı kazandıracaktır. Ayrıca uygulanan ARDL sınır testi yaklaşımının güncel bir yöntem olması ve hem kısa dönem hem uzun dönem etkilere yönelik güvenilir sonuçlar sunması literatüre sağlanacak bir başka katkı niteliğindedir.

Belirtilen amaçlar ve sağlanan katkılar etrafında çalışmanın geri kalan bölümleri şu şekildedir: İlk olarak literatürde borçlanma ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi ele alan uygulamalı çalışmalar araştırılmış ve bu çalışmalara ilişkin bilgiler sunulmuştur. Diğer kısım çalışmanın uygulama bölümünü oluşturmakta olup, öncelikle analizde kullanılan değişkenler tanıtılmış, yöntem metodolojisi tanıtılmış ve uygulama sonuçları raporlanmıştır. Son olarak, sonuç bölümünde çalışmaya ilişkin genel değerlendirme ve bir takım çıkarımlar yapılarak politika önerilerinde bulunulmuştur.

  1. Ampirik Literatür Araştırması

Literatürde borçlanma ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi araştıran çok sayıda çalışma yer almaktadır. Özellikle dış borçların ekonomik büyümeyi ne yönde ve ölçüde etkilediği birçok çalışmanın konusunu oluşturmuştur (Tablo 1). Bunun yanı sıra iç borçlanma ile ilgili mevcut literatür dış borçlanmanın büyüme ile ilişkisini ele alan çalışmalara göre daha sınırlıdır (Tablo 2). Daha güncel çalışmalarda ise her iki borçlanma türünün ekonomik büyümeyi açıklayan birer değişken olarak kabul edilmiştir (Tablo 3).

Tablo 1 dış borçlar ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi inceleyen seçilmiş uygulamalı çalışmalara ilişkin özet bilgileri içermektedir. Buna göre Lin ve Sosin (2001) dış borçlar ve ekonomik büyüme ilişkisini 77 ülkeye ait 1960-1985 dönemi verilerini kullanarak bir panel regresyon testi ile sınamıştır. Elde edilen bulgular Afrika ülkelerinde dış borçların ekonomik büyümeyi negatif ve Asya ülkelerinde pozitif etkilediğini göstermiştir. Ayrıca Latin Amerika ülkeleri için bu ilişkinin yönü negatif olmakla beraber istatistiksel olarak anlamsızdır. Schclarek ve Ramon-Ballaster (2005) 20 Latin Amerika ülkesi için yaptıkları GMM analizi sonucunda dış borçların ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkilediğine yönelik kanıtlar elde etmişlerdir. Ayadi ve Ayadi (2008)   

Nijerya ve Güney Afrika ülkeleri için OLS ve GLS yöntemlerini kullanarak bir analiz yapmışlar ve yine dış borçların ekonomik büyümeyi negatif yönde etkilediği sonucuna ulaşmışlardır. Dış borçların ekonomik büyümeyi negatif yönde etkilediği sonucuna ulaşan bir başka çalışma Bil- ginoğlu ve Aysu (2008)’e aittir ve söz konusu analiz Türkiye için yapılmıştır. Çöğürcü ve Çoban (2011) tarafından yine Türkiye için yapılan analizde benzer sonuçlar elde edilmiştir. Türkiye için yapılan bir başka çalışma Gürdal ve Yavuz (2015)’e aittir. Gregory-Hansen eşbütünleşme, Hacker ve Hatemi-J nedensellik testlerinin uygulandığı bu çalışmada ekonomik büyümeden dış borçlara doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın Öztürk ve Çınar (2018) yaptıkları analizde Türkiye’de dış borçların ekonomik büyümeyi olumlu yönde etkileyeceğine dair sonuçlar elde ederek Türkiye için yapılmış önceki çalışmalardan farklı bir sonuca ulaşmışlardır. Konuya ilişkin literatürde Nijerya verileri kullanılarak çok sayıda çalışma yapıldığı dikkat çekmektedir. Bunlar içerisinde Ajayi ve Oke (2012), Ada vd. (2016), Onakoya vd. (2017) dış borçların büyümeyi azaltıcı bir etki ortaya çıkardığına yönelik bulgulara ulaşmışlardır. Ijirshar vd. (2016) ise 1981-2014 verileri ile yaptıkları analiz sonucunda dış borç servisinin ekonomik büyümeyi negatif, dış borç stoğunun ise pozitif bir şekilde etkilediğini kanıtlamışlardır. Erataş ve Nur (2013), Kharusi ve Ada (2018) ile Shkolnyk ve Koilo (2018) yükselen piyasa ekonomileri için söz konusu ilişkiyi araştıran çalışmalardır ve ulaştıkları sonuçlar dış borçların ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkilediğini göstermişlerdir. Pakistan için yapılan çalışmalardan Malik vd. (2010), Ali ve Mustafa (2012) ve Ramzan ve Ahmad (2010) da yine benzer doğrultuda sonuçlara ulaşmışlardır. Son olarak Siddique vd. (2015) HIPC ülkelerine ait 1970-2007 verilerini kullanarak bir panel ARDL analizi yapmışlardır. Elde edilen bulgular ise dış borçların ekonomik büyümeyi azaltıcı etkisini doğrulamıştır.

Tablo 2 iç borçların ekonomik büyüme üzerindeki etkisini inceleyen seçilmiş ampirik çalışmaları kapsamaktadır. Singh (1999) Hindistan’a ait 1959-1995 dönemi verileri ile bir eşbütünleşme ve nedensellik testi uygulamıştır. Sonuçlar Ricardocu denklik hipotezini destekler nitelikte olup, iç borçların ekonomik büyüme üzeride pozitif veya negatif bir etkisi olmadığını göstermiştir. Maana vd. (2008) Kenya için yaptıkları GMM analizinin sonucunda her iki değişken arasında pozitif, fakat istatistiksel olarak anlamsız bir ilişki olduğu göstermişlerdir. İç borçların ekonomik büyüme üzerinde olumlu ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu sonucuna ulaşan çalışmalar ise, Mba vd. (2013), Putunoi ve Mutuku (2013), Babu vd. (2015), Gürdal ve Yavuz (2015), Bakare vd. (2016), Onog- bosele ve Ben (2016), Titus vd. (2016) ve Okereke (2017)’ye aittir. Buna karşın Lotto ve Mamari (2018) Tanzanya için yaptıkları OLS testi sonucunda iç borçların ekonomik büyüme üzerinde negatif ve istatistiksel olarak anlamsız bir etkisi olduğu sonucuna ulaşırken, Sheikh vd. (2010) ve Charles (2012) negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir et- kisi olduğunu kanıtlamışlardır. Son olarak Doğanalp (2015) Türkiye için yaptığı analizde ekonomik büyümeden iç borçlara doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisine rastlamıştır.

İç ve dış borçlanmanın büyüme üzerindeki etkisini birlikte ele alan çalışmalardan bazıları Tablo 3’te sunulmuştur. Muhdi ve Sasaki (2009) Endonezya’ya ait 1991-2006 dönemi verileri ile OLS yöntemi kullanarak bir analiz yapmışlar ve sonuçlar dış borçların büyümeyi pozitif iç borçların ise negatif yönde etkilediğini göstermiştir. Amassoma (2011) Nijerya için yaptığı çalışmada 
 

iç borçlar ile büyüme arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisine rastlarken, ekonomik büyümeden dış borçlara doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisinin varlığını kanıtlamışlardır. Atiqu ve Malik (2012) Pakistan’da hem iç hem de dış borçların ekonomik büyümeyi olumsuz yönde etkilediğine dair kanıtlar elde etmişlerdir. Pakistan için yapılan bir başka çalışma Lashari vd. (2017)’ye aittir. ARDL analiz yönteminin kullanıldığı bu çalışmanın sonuçları iç borçların büyümeyi olumsuz yönde etkilediğini gösterirken, dış borçların büyüme üzerindeki pozitif yönlü etkisini vurgulamaktadır. Aminu vd. (2013) Nijerya verileri ile yaptıkları analizde Lashari vd. (2017) ile tamamen farklı sonuçlar elde etmişlerdir. Nijerya için yapılan Umaru vd. (2013) ise yalnızca dış borçlar ile büyüme arasında karşılıklı bir nedensellik ilişkisi olduğunu göstermiştir. Çevik ve Cural (2013) Türkiye’de dış borçlardan ekonomik büyümeye doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğunu gösterirken, Tülümce ve Yavuz (2017) daha farklı sonuçlar elde etmişlerdir. Tülümce ve Yavuz (2017)’ye göre toplam borç, iç borç, dış borç, kısa vadeli iç borç ve uzun vadeli dış borç büyümeyi olumsuz yönde etkilerken, uzun vadeli iç borç büyüme üzerinde pozitif bir etki ortaya çıkarmaktadır. Al-Refai (2015) Ürdün için bir çalışma yapmış ve iç borçların büyümeyi pozitif, dış borçların ise negatif yönde etkileyeceğini kanıtlamıştır.
 

Son olarak Anning vd. (2016)’nın Gana için yaptıkları çalışma iç ve dış borçlardan oluşan toplam borçlanmanın büyüme üzerinde negatif bir etkisi olduğunu göstermiştir.

         

İç ve dış borçlanmanın ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin araştırıldığı bu çalışmada Türkiye’ye ait 1998:2-2018:1 dönemi çeyreklik veriler kullanılmıştır. Analizde kullanılan tüm değişkenler Tablo 4’te gösterilmiştir. Kullanılan tüm değişkenler logaritmik olarak modele dâhil edilmiştir.

Çalışmanın analiz kısmında öncelikle serilerin durağan olup olmadığı Augmented Dic- key Fuller (ADF) birim kök testi araştırılmıştır. Dickey ve Fuller (1979) tarafından geliştirilen ADF testine ilişkin temel denklem şu şekildedir:

burada birinci farkı, t kullanılan serileri, t zaman periyodunu, hata terimini ve z bağımlı değişkenin gecikme uzunluğunu temsil etmektedir. Gecikme uzunluğu esas olarak Akaike Bilgi Kriterine göre belirlenmektedir. ADF birim kök testinde boş hipotez serilerin durağan olmadığını, alternatif hipotez ise serilerin durağan olduğunu ifade etmektedir. Hipotez testleri parametresine ait katsayı ve t istatistik değeri ile yapılır.

Serilerin durağanlık testi yapıldıktan sonra, değişkenler arasında bir eşbütünleşme ilişkisinin olup olmadığı tespit edilir ve uzun dönem katsayı tahmini yapılır. Bu amaçla, iç ve dış borçların ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin araştırıldığı bu çalışmada ARDL sınır testinden yararlanılmıştır. Pesaran vd. (2001) tarafından geliştirilen bu test serilerin I(0) veya I(1) olup olmamasına bakmaksızın değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönemli ilişkileri ortaya koymaktadır. Yöntemin sağladığı bu avantaj etrafında çalışmada kullanılan temel ARDL modeli şu şekilde ifade edilebilir:


Denklemde bağımlı ve bağımsız değişkenlerin gecikmeleri arasındaki farkı ifade eder. Bağımlı ve bağımsız değişkenlerdeki her bir gecikme arasındaki fark kısa dönem dinamikleri ve bu dinamikler bağımlı değişkende ortaya çıkabilecek değişmeleri gösterir. Kısa dönem dinamiklerini elde etmek için kullanılan hata düzeltme modeli ise şu şekilde formülleştirilebilir:

ECTt-1 katsayısının negatif ve anlamlı olması kısa dönemde var olan dengesizliklerin uzun dönemde dengeye geleceği anlamına gelir.

Son olarak değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisi test edilmiştir. Granger (1988)’e  göre değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisinin varlığı durumunda vektör hata düzeltme modeli (VECM) uygulanarak nedensellik ilişkilerinin tespit edilmesi gerekmektedir. VECM genel olarak şu şekilde formülleştirilmektedir:

Kısa dönem dinamiklerini test etmede Wald test kullanılırken, uzun dönemli nedensellik ilişkisi ECT katsayısı ( ) ile ilgilidir.

Türkiye’de iç ve dış borçlanmanın ekonomik büyüme üzerindeki etkisini araştırmayı amaçlayan bu çalışmanın analiz kısmında ilk olarak serilere ilişkin birim kök sınaması yapılmıştır. ADF test yönteminin kullanıldığı bu aşamada, değişkenlerin birim kök içerip içermediğine ilişkin test sonuçları Tablo 5’de sunulmuştur.

Tablo 5 incelendiğinde düzeyde durağan olağan tek değişkenin log_db olduğu anlaşılmış ve diğer tüm değişkenlerin birinci farkları alındığında durağan hale geldikleri görülmüştür. Bu durumda, serilerin I(0) veya I(1) olup olmadığına bakılmaksızın, değişkenler arasındaki uzun dönemli eşbütünleşme ilişkisini ve katsayı tahminlerini sunmada en uygun yöntem ARDL yöntemidir. Dolayısıyla bu çalışmada söz konusu ilişki ARDL sınır testi yaklaşımı test edilmiş olup, bu testin ilk aşamasında en uygun ARDL modelinin seçiminde faydalanılan kriter şekil 1’de gösterilmiştir.

şekil 1 uzun dönem eşbütünleşme ilişkisi, katsayı tahmini ve kısa dönemli etkileri test etmede en uygun modelin ARDL(4,1,0,4,3) olduğunu ifade etmektedir. Bu model kullanılarak yapılan analiz sonuçları ise aşağıda Tablo 6’da yer almaktadır.

Öncelikle, eşbütünleşme sonuçları boş hipotezin yüzde 1 istatistiksel anlamlılık düzeyinde reddedildiğini göstererek, uzun dönemde değişkenler arasında eşbütünleşmenin olduğunu kanıtlamaktadır. Uzun dönem katsayı tahmin sonuçları incelendiğinde, iç borçların ekonomik büyüme üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etki ortaya çıkardığı gözlemlenirken, dış borç değişkeninin katsayısı da pozitif olmakla beraber istatistiksel olarak anlamsızdır. Böylece iç borçlardaki bir birimlik yüzde değişimin ekonomik büyüme üzerinde yaklaşık yüzde 0,59’luk bir pozitif etkiye sahip olduğu söylenebilir. Bu sonuç, literatürde yer alan Mba vd. (2013), Putunoi ve Mutuko (2013), Babu vd. (2015), Gürdal ve Yavuz (2015), Ongbosele ve Ben (2016), Titus vd. (2016), Okereke (2017) ve Al-Refai (2015) ile benzer doğrultudadır. Emek ve sermaye açısından sonuçlar değerlendirildiğinde, brüt sermaye oluşumundaki bir birimlik artışın ekonomik büyüme üzerinde yüzde 0,12’lik bir artış sağlayacağı gözlenmektedir. İşgücü değişkeni ise negatif bir katsayıya sahip olmakla beraber, bu katsayı istatistiksel olarak anlamlı değildir. Kısa dönem etkileri tespit edebilmek için uygulanan hata düzeltme modeli sonuçlarına göre hata düzeltme katsayısının negatif ve istatistiksel olarak anlamlı çıkması, kısa dönemdeki dengesizliklerin uzun dönemde hızla dengeye geldiğini ifade etmektedir.

Çalışmada modelin ekonometrik açıdan uygunluğu otokorelasyon, değişen varyans sorunları araştırılmış ve modele ilişkin tanımlama hataları tespit edilmiştir. Buna göre yapılan Breusch-Godfrey LM testi ile otokorelayon, Heteroskedasticity testi ile değişken varyans ve Ramsey Reset testi ile model kurma hatasının olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca modelin istikrarlı olup olmadığı CUSUM ve CUSUMQ testleri ile sınanmıştır. Test sonuçları şekil 2 ve şekil 3’te yer almaktadır. Buna göre sonuçlar analize konu olan dönemde herhangi bir yapısal kırılmanın olmadığı ve modelin istikrarlı olduğunu göstermektedir.

Analizin son aşamasında değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin belirlenmesi amacıyla, VEC modeline dayalı Granger nedensellik testi uygulanmış ve söz konusu teste ilişkin sonuçlar Tablo 7’de raporlanmıştır.

Tablo 7 incelendiğinde kısa dönemde iç borçlanma ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilirken, dış borçtan ve brüt sermaye oluşumundan ekonomik büyümeye doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi dikkat çekmektedir. Dış borçlanma ile ekonomik büyüme arasındaki bu nedensellik ilişkisi Çevik ve Cural (2013) tarafından yapılan analiz sonucu ile uyumludur. Ayrıca dış borçlar emek ve iç borçların Granger nedenidir.

Borçlanma ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki geçmişten günümüze incelenen bir konu olmuştur. Nitekim özellikle ülkelerin dışa açılması ile birlikte dış finansman kaynaklarına yönelimin artması ve borç kısır döngüsü tecrübeleri bu çalışmaların haklı nedenini oluşturmaktadır. Bu kapsamda bu çalışmada Türkiye’de borçlanma ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki ele alınmıştır. Söz konusu ilişki incelenirken iç ve dış borç ayrımına gidilmiş ve Türkiye ekonomisi açısından ekonomik büyüme hedefine katkıda bulunan borçlanma türü tespit edilmeye çalışılmıştır.

Analizden elde edilen bulgular konu ile alakalı literatürle uyumlu bir şekilde, iç borçlanmanın ekonomik büyüme üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu göstermiştir. Bu sonuç teorik kapsamda açıklanan iç borçlanma ile tasarrufların yatırımlara dönüştürülmesinin sağlanması görüşünü doğrular niteliktedir. Nedensellik test sonuçları açısından iç borçlanma ile ekonomik büyüme arasındaki çift yönlü nedensel ilişki de bu görüş ile benzer doğrultudadır. Zira ekonomik büyümedeki bir artış kişilerin refah düzeyini ve tasarruf eğilimlerini artıracak, böylece devletin ve/veya özel kesimin iç borçlanma imkânı ortaya çıkacaktır. İç borçlanmadan ekonomik büyümeye doğru işleyen mekanizma ise, yine teorik açıklamalara uyumlu olarak, ekonomideki tasarrufların (yani kullanılmayan kaynakların) yatırımların finansmanına yönlendirilmesi sonucu yurt içi üretim ve böylece ekonomik büyüme artışı şeklinde işlemektedir. Öte yandan dış borçlanma katsayısı pozitif olmakla beraber ekonomik büyümeye etkisi bakımından istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar elde edilemezken, dış borçlanmadan ekonomik büyümeye doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisine rastlanmıştır.

Elde edilen bulgular kapsamında Türkiye’de iç borçlanmanın verimli alanlarda kullanıldığı ve bu sayede ekonomik büyümeye olumlu etkileri olduğu söylenebilir. Böylece önemli bir finansman aracı olan borçlanmada özellikle iç borçlanmanın önemi göz ardı edilmemeli ve ekonomi politikalarında iç borçlanmanın yaygınlaştırılması amacıyla tasarrufların teşviki ve bu tasarrufların da yatırım sürecinde kullanılması sağlanmalıdır. Böylece genel olarak borçlanma politikalarında iç borçlanmaya ağırlık verilmesi ve hem iç hem de dış borçlanmada sağlanan finansmanın aynı zamanda yurt içi tasarrufları teşvik edecek, refah artışına katkıda bulunacak ve tüketimden ziyade yatırım harcamalarını finanse edecek şekilde kullanılması, borçlanmanın bu olumlu etkilerinin sürdürülebilirliği bakımından önem kazanmaktadır. 


Yazar: Prof. Dr. Alper ASLAN - Buket ALTINÖZ
Kaynak: Bilimevi İktisat Dergisi (4. sayı)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner16

banner15

banner21